Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Gün İçi Yolculuk ve Kulaklığın Nimetleri

Öğrenciler ve çalışanlar zamanlarının önemli bir kısmını yolda geçiriyor. Bahçeşehir Üniversitesi Mart 2014'te sonuçlarını açıkladığı çalışmada, şehir içi yolculuklarla ilgili iyi bir derleme yapmış.(1) Buna göre, kişi başı tek yön ortalama seyahat süresi 50 dakika.Yani gidiş-geliş 100 dakika oluyor. Ve yine yani, senede sadece hafta içi yollarda harcadığımız vakit 18 gün! Büyük zaman. Peki gelin bir de bu zamanı hangi araçlarda geçirdiğimize bakalım. Aşağıda çalışmanın sonuçlarını grupladım.: Ben bu grafiğe bakarken, süre nasıl azaltılabilir gibi şeyler düşünmüyorum. Sanırım pek umudum yok artık. Bir yerden azalsa bir yerden artacakmış gibi. Daha çok, "madem bu kadar zaman harcıyoruz, yolculuk sırasında ne yapabiliriz?" sorusunu aklımda tutarak bakıyorum. Bir de yolculuk sırasında en zor yapılacak şeyin kitap okumak (yüksek konsantrasyon ve konfor gereksinimi) ve en kolay yapılacak şeyin müzik dinlemek olduğunu düşünerek ilerliyorum. Grafikte de gördüğümüz üz...

Dana Erol ve Halil Amca

Geçen gün babamla -üzerinize afiyet- döner yemeye gittik. Babam ara ara coşup eski zamanlardaki anıları anlatıyor ve ben de çok seviyorum; bu yemek de öyle oldu. Yemeğimiz sırasında aklımda büyük bir özlemle beliren çocukluğumun iki kahramanından sizlere bahsetmek istiyorum: Dana Erol ve babası Halil Amca. Çocukluğum Manyas’ta ve 80’lerde geçti. Manyas’ı bilmeyenler için, Marmara’nın güneyinde, oldukça verimli olan Balıkesir Ovası’ndan nasiplenmiş bir ilçeydi ve 5000 nüfusu vardı o zaman. ‘Ne ekersen yetişen’ bu topraklar tarımı ön plana çıkarmıştı ve çevre köyler oldukça kalabalıktı. (Malumunuz olduğu üzere, o zamanlarda kır nüfusu yüzde elliydi; şimdiyse yüzde yirmi.) Bir de Manyas Kuş Gölü vardı ama kimsenin ilgisini çektiğini hatırlamıyorum. Pek çok turistik yer gibi o da, yöre halkından uzak, turistlere yakın bir şeydi. Halkımız anlamadı değerini. O zamanlar ben de halk olduğumdan ben de anlamadım. Manyas için, klasik bir zengin Anadolu kasabasıydı diyebiliriz sanırım. Bu yazı...

Karga

Kargaların zekası hakkında hep anlatılan bir örnek var aklımda: Bir cevizi önce yüksekten atarlar, sonra yere düşüp kırılınca yanına gidip, içini yerlermiş. Şu aralar izlediğim her şeye 'gerçek mi acaba' paranoyasıyla bakıyor olmam bir yana, BBC olduğu için güvendiğim bir deneyde, bir karga, pek çok insanın çözemeyeceği bir problemi çözüyor. Şu an kargalar hakkında okumak istiyorum. Bütün bu kargaşada, böyle şeylere zaman ayıramadığım için üzülüyorum.

Ne me quitte pas - Beni Terketme

Malum müzik evrensel, ama bazı şarkılar daha evrensel. Yeniden söylene söylene, çevrile çevrile bir hal oluyorlar. Bir arkadaşımda My Funny Valentine'ın 50'den fazla versiyonu vardı örneğin. Bu şarkılardan bir başkası ve bence çok daha güzeli 'Ne mais quitte pas'. Wikipedia'ya göre, 24 farklı dile çevrilmiş şarkı. O kadar hüzünlü bir makamı var ki, hangi dilde dinlerseniz hüzne boğulabilirsiniz. (Bu şarkıyı hatırlamadıysanız bile Jacques Brel'in gözyaşlarını görürseniz tanıdık gelecektir diye düşünüyorum.) Bununla birlikte, bu yazıyı yazmaktaki asıl sebebim, şarkının Zeki Müren versiyonunu paylaşmak. (Ertan Anapa ve Lale Belkıs da Türkçe versiyonu seslendirmişler bu arada.) Bir hüzündür sarabilir, dikkat etmek lazım.

Deyiş

“A leader is best when people barely know he exists. Not so good when people obey and acclaim him. Worse when they despise him. But of a good leader who talks little when his work is done … they will say, ‘We did it ourselves’”. - Lao-Tzu

Kitab-ül Hiyel'den Hayal ve Gerçek üzerine

Ne zamandır okuyamadığım İhsan Oktay Anar'dan bir kitaba zaman ayırmayı akıl ettim sonunda. Gittiğim sahafta bir tek Kitab-ül Hiyel vardı. En iyi kitabı neymiş, azcık zamanımı en doğru şeye ayırmalıyım gibi dertlerden arınıp, kaderime razı oldum ve bu kitabı aldım. Lezzetli bir kitaptı. Mekanik (Hiyel) tasvirlerinden biraz sıkılsıysam da, Hayal ve Hiyel arasındaki ilişkileri kuruşunu, genel hikaye anlatma tarzını çok tuttum. Yedinci Gün'e gelene kadar biraz zamanım var sanırım. Kitabın sonlarına doğru, yine hayal ve -kitap boyunca gerçeklik yerine koyduğu- hiyel (mekanik) arasında karşılaştırma yaptığı, çokça sevdiğim bir bölümü paylaşayım istedim: Çeşm-i Badem hatunun naklettiğine göre o, bir hiyel ehli olarak değil, bir hayalkar olarak bu işe kalkışmıştı. Çabasının semeresini daha çabuk toplamak için Vik, Köhler Biraderler, Lorenz ve Keil'in raflarından sayısız roman ve hikaye kitabı almış, hayalkarların nasıl tahayyül ettiğini öğrenmeye çalışmıştı. Binbir Gece ...