Ocak 01, 2009

Sonbahar

Yeni yılın ilk günü, trafiksiz yollarda Taksim’e kolayca ulaşıp güzel bir çorba içtikten sonra, vizyondan çıkmadan önce Sonbahar’a gidebildim. Böyle filmleri görünce ve Türkiye’de çekildiğini bilince mutlu oluyorum.

Birkaç hafta önce,  beğenirim umuduyla Issız Adam’a gitmiş ve sinir olmuştum. Bir sürü klişeyi arka arkaya koyunca ne bir senaryo ne de bir film oluyor. Filmin kötü olmasında da bir sorun yok, ama yönetmenin tamamen duygu sömürüsü üzerinden gitmesi, bir daha bir Çağan Irmak filmine gitmeyeceğimi garantiledi. Sonra Beyaz Melek’i aldım, bu sefer gündemi takip edebilmek için. Yorum yapmaya bile değecek bir film değil. Alakasız bir kovalamaca sahnesiyle başlayıp yine sömürü üzerinden kurgulanmış bir film.

Çok sinemaya gidemiyorum İstanbul’da, ama yeni yıla bir filmle başlamak oldukça keyifli oldu. Hele bu film bir de uzun zamandır izlediğim en güzel film olunca. Filme başlarkenki otobüs yolculuğu ve kahramanın otobüsten kıyıya vuran dalgaları izlemesi oldukça tanıdık bir görüntüydü benim için. Bu tanıdıklık ve Karadeniz’i özlemem bir yana, film boyunca yönetmen, hiçbir abartıya kaçmadan hikayeyi içine işletiyor insanın. Çok samimi ve gerçek hissi uyandırıyor film. Böylece film izlediğinizi unutuyorsunuz.

Sürekli üslup üzerinden konuştum filmler hakkında, Sonbahar’ın yakın geçmişe dair de büyük sözleri var, kimsenin gözüne sokmadan, oldukça insani bir açıdan. İzlemek gerek derim…